İstanbul, donuklaşmaya yüz tutan renklerini yeniden keşfediyor. Anadoludan gelip kendi gettolarını oluşturanlar, İstanbul’a karışmaya başlıyorlar sanki. İstanbul’da turizm açısından oldukça bereketli bir yıl yaşıyor. Paskalya’da başlayan yoğunluk devam ediyor. Otellerde ilk kez bu kadar yüksek doluluk yaşanıyor. Bazı dönemlerde yer yok gibi. Yeni otel yatırımlarından daha sık söz ediliyor. Şampiyonlar ligi finali, Mimarlar Kongresi ve Fİ otomobil yarışlarıyla şehir oldukça hareketlendi, harektleniyor.İstanbul Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve Kültür Bakanlığının desteği, meslek ve sivil toplum kuruluşlarının oluşturduklan komitelerle, 2015′a kadar şehrin kültür ve turizm yüzünün iyileştirilmesi için gerekli projeler konuyor başvuru dosyasına. Ve hepsi, İstanbul’u sadece ziyaret edecek turistler için değil, sürekli yaşayanları için daha rahat, daha kolay ve daha donanımlı bir kent haline getirme hedefiyle ilişkili.
Bu kent elbirliğiyle ve geçmişinden kopmadan dönüşmeye başlıyor. Sevindirici olan bu. Bir başka İstanbul Biz GEZİ‘de turistik İstanbul’u değil, gerçek İstanbul’u anlatıyoruz. Gerçeği görmezden gelmeden gerçeğin öteki yüzüne bakıyoruz. Hani su yabancı turistlerin ellerinde kitaplarla, haritalarla dolaştığını gördüğümüz ama bu adamlar nereleri gezerler, nereleri görürler diye pek de merak etmediğimiz yerlerden sözediyoruz. İstanbul’da yaşayan hemşehrilerimiz için de ” bir başka İstanbul’u” tanımanın güzel olacağını düşünüyoruz. Merhaba İstanbul! Kentler de insanlar gibidir, tanıdıkça sevilir, diyebiliriz. Bir kenti tanıdıkça; kıyısını köşesini öğrendikçe, açık ya da gizli güzelliklerini gördükçe sevgi çoğalır. Kentler de, hele İstanbul gibi gizemli bir kent öyle kolayca açmaz sırlarını. Biraz emek ister. Sevgi emekle çoğalır. Dünyada kaç kent var bu kadar güzel ve bu kadar zorlu! Kıtaları, kültürleri, dinleri ve denizleri birleştiren kaç kent var? Savaşlar, istilalar, yıkımlar yaşamış; insanoğlunun hoyratlığına ayak diremiş, koynunda güzellikleri bir ana sabrı ile saklamış tâ bizlere kadar. Bizden sonrakilere de ulaştırabilmek için çırpınıyor.
Ama bizler ne kadar hoyratça kullanıyoruz bu güzelim kenti. Hep aynı yollardan geçerek gidip geliyoruz işten eve, evden işe. Arada bir gezip dolaşmaya çıktığımızda da hep bildiğimiz yerlere gidiyoruz gene. İnsanların onbinlerce kilometre uzaklardan gelip gezdikleri tarihi, kültürel zenginliğimizin başeserleri önünden kafamızı çevirmeden geçip gidiyoruz. Cami mi, kilise mi olmalı, yoksa müze olarak mı kalmalı tartışmasını bir türlü bitiremediğimiz Ayasofya’yı içine girip kaç kişi geziyor dersiniz, yabancı turistleri ve toplu okul gezilerini saymazsanız. Sultanahmet’te kendi halinde, dikkati çekmeden duran ve şöyle bir baktığınızda hiç bir şey ifade etmeyen Million Taşı’nm bir zamanlar dünyanın “sıfır noktası”, başlangıcı olduğunu seniz anlamı degışıverır. O sıradan taş anlam aya başlar. Birşeyler daha öğrenirsek hakkında aramızda sevgi doğmaya başlar. İşte şimdi biz de GEZİ okurlarını İstanbul’la sevgi bağı kurmaya, varolanı tazelemeye çağırıyoruz.
İstanbul’u gezmek, tanımak için çok çeşitli yol ve yöntem vardır kuşkusuz. Biz yürüyerek gezeceğiz ki, hiçbir ayrıntıyı kaçırmayalım. Dahası burada sayfa sınırlaması nedeniyle yazılmayan ayrıntıları da siz görebilesiniz diye. Biz kendimizce bir rota izleyeceğiz.
Ve belirli bir sürede yürünerek gezilebilecek yerleri ana başlıklar olarak tanımlayacak ve tanıtacağız.
Tarihi yarımadayla başlayacağız önce. Tarihi yarımadayı 6′ya ayıracağız.
6 Başlık şöyle:
- Topkapı Sarayı, Arkeoloji
- Müzesi ve Çevresi
- Sultanahmet ve Çevresi
- Çarşılar Bölgesi
- Surlar Boyunca
- Edirnekapı’dan Unkapanı’na Haliç
Ardından “öte yaka”ya, Pera’ya geçeceğiz.
Beyoğlu ve çevresinin ardından şu bölgeleri dolaşacağız:
- Nişantaşı-Şişli-Kurtuluş-Beşiktaş
- Boğaz’ın Rumeli Yakası
- Boğaz’ın Anadolu Yakası
- Üsküdar-Kadıköy İstanbul’un batı yakası: Bakır-köy-Yeşilköy-Yeşilyurt-Florya-K. Çekmece-B. Çekmece-Siîivri vs.



